Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv          Rss Listesi
 

Beyşehir ve İlçe Tarım Müdürlüğümüz - Beyşehir İlçe Tarım Müdürlüğü
   
 Beyşehir ve İlçe Tarım Müdürlüğümüz

Beyşehir ve İlçe Tarım Müdürlüğümüz
 Yazı Boyutu

 Tarih : 05.02.2008 17:53:34 - 15:37:46 


Beyşehir ve İlçe Tarım Müdürlüğümüzün tanıtımı


 

Nurettin KARŞIYAKA

Veteriner Hekim
İlçe Tarım Müdürü
 
İlçe Tarım Müdürlüğü Binası
 
İlçe Tarım Müdürlüğü Binası
 
 İlçe Tarım Müdürlüğü Araç Parkı
 
 
BEYŞEHİR İLÇESİ
 
 
Yüzölçümü : 1.721 km2
Nüfusu : 138.431
İlçe merkezi : 52.026
Köyler : 86.405
Rakım : 1125 m.

          Beyşehir tarihi M.Ö.6000-7000 yılları (Neolitik) cilali taş devrine kadar uzanır. M.Ö.2000 yılları arasında Hititler; Eflatun Pınar ve Fasıllar da ölmez eserler bırakmışlardır. Bu yıllarda çevre, Mısır ve Asur Devletlerinin zaman zaman istilasına uğramıştır. M.Ö.1200 yıllarında Frigler'e geçmiş,daha sonra Psinya adında bağımsız bir devlet kurulmuştur. VII y.y. da Lidyalılar'a Persler'e, 333'de Büyük İskender'e, M.Ö.120 de Romalılar'ın eline geçerek daha sonra Doğu Roma'nın (Bizans) hakimiyetinde kalmıştır.

          1071 Malazgirt Seferinden sonra Selçuklu Türklerinin idaresinde kalan Beyşehir, Anadolu Selçukluları devrinde çok önem kazanmış, Alaaddin Keykubat "Eyrinaz Gezisi" Mevkiindeki (Şimdiki Gölyaka Kasabası) Kubad-abad Şehrini kurarak burayı ikinci başkent yapmıştır. Anadolu'yu 1243'de Moğollar'ın istilasından sonra Eşrefoğlu Seyfettin Süleyman Bey, Süleymaniye (Beyşehir) şehrini kurmuş ve buradan bağımsızlığını ilan ederek Eşrefoğlu Beyliği'ni meydana getirmiştir. Beyliğin 65 kasabası, 70.000 süvarisi ve pek çok köyü vardı. İlhanlı Kumandanlarından Çobanoğlu Demirbaş 1326 yılında Eşrefoğlu Beyliği'ne son vermiştir.

          Bundan sonra Beyşehir, Hamitoğulları'na geçmiş, Hamitoğullarından sonra Osmanlılar ve Karamanoğulları arasında 1374 yılından 1467 yılına kadar 20 defa el değiştirmiştir.
          1467 yılında Fatih Sultan Mehmet., Beyşehir'i kesin olarak Osmanlı Devleti sınırları içine katarak Karaman Eyaletinin bir Sancağı yapmıştır. Nihayet 1872 yılında Şehireminliği bugünkü belediye durumuna dönüştürülmüştür.

İlkçağ'da Beyşehir Gölünün de içinde olduğu bölge pisidya adıyla anilırdı. Pisidya' da Karallia olarak bilinen bir şehir adıydı.Ramsay bu konuyu şöyle değerlendirir;"Biri gölün güneydoğusunda , Trogitis gölü'ne akan suyun ağzında, diğeri güneybatısında olmak üzere ihtimal iki şehir bulunuyordu.Bu ikincisinin Parlais olma ihtimali daha kuvvetli olduğu için birincisini Karallia olarak kabul etmeniz lazım geliyor."Yine Ramsay'a göre Karallia Bizanslılar zamanında Skleros adını almıştır. 

Daha sonra harap olan Karallia,Viranşehir adını almıştır.Onüçüncü yüzyılın ilk yarısında , Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad devrinde, muhtemelen 1240'tan biraz önce çoğunluğunu Üçoklar 'ın oluşturduğu Türkmenler tarafından yeniden kurulmuştur.Eşrefoğulları'nın hakim olduğu dönemden itibaren Viranşehir'in adı Süleymanşehir olmuştur.

Beyliğin merkezi olmasından dolayı geçen zamanla beraber beyin şehri olarak anılır. Bundan dolayıda Beyşehir adını alır. Beyşehir adının bir de efsanevi hikayesi vardır. Buna göre;

Trogitis' de bulunan Seydi Harun Veli şimdi kendi adıyla anılan camiyi yaptırmaktadır.Eşrefoğlu Mehmet Bey de ona malzeme yardımında bulunur. Sonrasında gelişen olaylar onları dost yapar. Eşrefoğlu, Trogitis'e Seydişehir adını verirken Seyyid Harun Veli de Süleymanşehir'e Beyşehir adını vermiştir.

Görüldüğü gibi Beyşehir'in akıp giden zaman içinde aldığı adları incelerken tarihinin kilometre taşları da hemen belirmektedir.

Muhtemelen Beyşehir ve çevresinin tarihi M.Ö 7000'li yıllara kadar uzanmaktadır. Bölgede Eski ve Orta Taş devri'ne ait buluntuların varlığı söz konusudur. Ama daha çok Cilalı taş devri' ne ait buluntular yoğunlaşır. Yapılan araştırmalar Beyşehir'in daha o dönemde önemli bir yerleşim alanı olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır. M.Ö 5700-M.Ö5300 arasına tarihlenen Erbaba Höyüğü kalıntıları bunun en somut göstergesidir.Kıstıfan Köyü yakınlarındaki höyükteki kazılarda Kanadalı bilim adamları Jacgues ve Louisse Alpes Bordaz çifti tarafından yapılmıştır.(1968-1975).

Erbaba Höyüğü ile ilgili olarak yapılan değerlendirme şöyledir: "Beyşehir'in 10 km kuzeybatısında deniz düzeyinden 1130 m yüksekliğindeki doğal bir tepenin üstünde, günümüzden yaklaşık 7500 yıl öncesine tarihlenen Neolitik Çağ höyüğü R.Solecki'nin yörede yüzey araştırması yaparken bulduğu höyük, Jacques ve Luiesse Alpes Bordaz başkanlığındaki bir ekipçe kazılmaktadır.Yaklaşık 80 m çapındaki Erbaba'da dört kat saptanmıştır.En alttaki 4. kattan pek fazla bir şey çıkmamış en çok buluntu 3. katta ele geçmiştir."

1, 2 ve 3. katlardaki yapıların temellerinde büyük taş bloklar kullanılmıştır.Duvarlar ise, çamur harçla örülmüş kireçtaşı bloklarla yapılmıştır. Duvarlar ise çamur harçla örülmüş kireçtaşı bloklarla yapılmıştır. Duvar kalınlığı 60 cm'den fazladır. 3. kattaki bazı duvarlar kırmızı renkli sıvayla kaplanmıştır.Birbiriyle yakın diziler halindeki dikdirtgen planlı evler kuzeydoğuya bakmakta, içeriye damdan girilmektedir.Evlerin batısında bölme duvarları vardır.Taban döşemeleri sıkıştırılmış topraktan yapılmıştır.

Erbaba'da taş alet yapımı oldukça gelişmiştir.Bunların arasında çakmak taşı yada doğal camdan yapılmış yongalar , kazıyıcılar,orakdilgiler,çentikli ve dişli dilgiler sarp kenarlı dilgiler, uç ve yuvarlak kazıyıcılar, delici ve kalemler çoğunluktadır.Ok ucu az bulunmuştur.Öğütme taşları oldukça çoktur.Vurgu taşarlı, tokmaklar, perdah aletleri, ufak küreler, cilalı taştan küçük yassı baltalar ve renkli taş boncuklar öbür taş buluntularıdır. Ayrıca kemik ve boynuzdan bizler, gözlü iğneler , çuvaldızlar, mablaklar ,kaşıklar , saplar ve pişmiş topraktan heykelcikler ele geçmiştir. Erbaba çanak çöleği 'deniz kabuklu' ve 'ince taşcıklı ' olmak üzere iki gruba ayrılır.üst katlardan çıkan 'deniz kabuklu' çanak çömlek kırmızı, kahve yada sarımsı kurşuni renkte kaba hamurdan yapılmış olup, iyi açkılanmıştır ve tek renklidir.Bunaların çoğu dar ağızlı çömlekler yada kenarları dik, dipleri düz, kulpları yarım ay biçiminde kaplardır.İnce taşçıklı çanak çömlek daha çok alt katlarda ele geçmiştir.Hamurlar kaba , donuk siyah yada kahverenkli bu kapların yüzeyleri açkılıdır.Biçimleri üst katlarda görülenlerle aynıdır.Yalnız kulpları düşey ve deliktir.

Çok sayıda hayvan kemiğinden Erbaba'da koyun, keçi ve sığırın evcilleştirilmiş olduğu anlaşılmaktadır.Erbaba evcil keçi ve koyun kemiklerinin kesinlikle birbirinden ayrılabildiği bir buluntu yeri olarak çok büyük önem taşır.Erbaba 'emmer ve einkorn buğdaylarıyla sert arpa , mercimek ve bezelye tarımı yapıldığı saptanmıştır. Hiç mezar bulunmamış ama 3. katta dağınık olarak insan kemiklerine rastlanmıştır.Günümüzde söz konusu höyüğün hemen yanında Beyteks -Tekstil fabrikası faaliyet göstermektedir.Önemli eskiçağ yollarının geçiş noktası olanbu çevrede araştırılmaya muhtaç daha başka höyük ve örenler de vardır. Bunların başlıcaları;Akburun,Yılan, Örentepe, Kuşluca, Eflatunpınar, Liz, Burun, Kaşaklı ve Gündoğdu höyükleri'dir.Bunların dışında henüz önemi kavranmamış veya gün yüzüne çıkmamış daha birçok höyüğün bulunma ihtimali vardır.

Yukarıda adı geçen höyüklerden biri olan Kaşaklı höyüğü, Yeşildağ Kasabası yakınlarındadır. Beyşehir'in 27 km güneybatısında Beyşehir Gölükenarında küçük bir höyüktür.1951-1958 yılları arasında J. Melloot tarafından Konya ovası yüzey araştırmaları sırasında bulundu. Neolitik ve geç kalkolitik devirlere ait yerleşme bölgesiydi. Tüm bunlar taş devri ve maden devrinde yörede yerleşim olduğuna işaret eden delillerdir.

Bu yörede ek olarak,Beyşehir yakınlarında olan ve bugün Hüyük sınırlarıiçinde kalmış bazı höyükleri saymak da mümkündür. Çavuş Kasabası yakınlarındaki Küçük Höyük bunlardan sadece biri olup burada bulunan eserlere değinmekte fayda vardır.Buluntular arasında tunç eserler, büyük bir çanak, kazan, iki adet kepçe, mızrak takımları ve seramik parçaları vardır.Küçük Höyük M.Ö 2000'den altıncı yüzyıla kadar iskan edilmiştir.Daha geç dönemine ait seramiğin çok az olmasının sebebini yerleşim yerinin değişmiş olmasında aramak lazımdır. Çukurkent Höyüğü'nde ise, ilkel silah ve çanak kalıntıları vardır.

Türkiye Selçuklu Sultanı 2. Mesud 1124'te yöremize yönelik fetih hareketlerini yoğunlaştırmışlardır. Ankara' dan Eymür oymakları reisi akıncı Nureddin bin Madan Gazi, Beyşehir, Seydişehir, Şarkikarağaç ve Gelendost civarını fetihle görevlendirilmiştir.Beyşehir gölü ile Hoyran Gölü arasına yerleşen Eymür Türkmenleri bugünkü kasaba ve köyleri kurarak buralarda yeniden Türklüğü ihya etmişlerdir.Selçukluların 1176'da Bizans ordusu karşısında elde ettiği Miryokefalon Zaferi sonrası, Anadolu'nun Türk yurdu olması kesinleşmiş ve Beyşehir çevresine de Türkmenler hakim olmuştur.

Anadolu'ya halen hakim olan Müslüman Türk varlığı köken itibarıyla Türkiye Selçuklularına dayanır.Onlar üzerinde yaşadığımız toprakların fatihleri ve koruyucuları olarak bilinir.Beyşehir ve çevresi de 1075'ten sonra Türkiye Selçuklularının hakimiyet alanına dahil olmuştur.13. yüzyılda ise hakimiyet kesinleşme aşamasına gelmiştir.

 Türkmenlerin Batı Anadolu'ya akınlar yapması Yuhannes'in 1120 yılında sefer yapmasına sebep olur.Bu sefer sonunda Uluborlu ve Beyşehir gölü civarı yeniden Bizanslıların hakimiyetine geçer.Bu noktada,Türkler ile yerli gayrimüslim halkın güçlü bir iletişim köprüsü kurdukları görülür. Şöyle ki:

"1. Mesud idari alanda gösterdiği adaletle gayrimüslim dahi kendisine bağlanmıştır.Bundan rahatsız olan imparator Yuannis Kommenos, 1142'de Uluborlu'yu Türkler'den kurtarmaya çalışırken, Beyşehir gölü adalarında oturan hristiyan halkı yurtlarından gemilerle taşıyarak ve zorla çıkarmıştır. Zira onlar, Türkler'le dostluk ediyor ve onlar gibi yaşamaya alışıyordu." Peçenekler'in balkanlardan yaptıkları akınlar, imparatoru İstanbul'a dönmeye mecbur etmiştir.Bu gelişmeden de anlaşıldığı üzere Anadolu'da 1071 sonrasında başlayan fetih hareketleri 12. yüzyılın ikinci çeyreğine gelindiğinde,Beyşehir civarında da yoğunlaşır ve bu dönemde bölge Türk hakimiyetine girer.

Sultan Alaeddin Keykubat döneminde, kültür ve imar faaliyetleri iyice canlanır.Buna paralel olarak Beyşehir' de de Kubadabad Sarayı yapılır. Şöyle ki;

"Sultan Konya'dan Antalya ve Alaiye arasında kış başlangıcı ve bahar dönüşü seyahatlerinde göl kenarında ve bir tepenin eteğinde inşa ettiği Kubad -adab şehri meyve ağaçları ve yeşillikleri , suları ,havası ve gölün manzarası ile çok şirin bir yerdi.Bu güzel yer sultanında dikkatini çekti.Ve mimarlarına burada bir mamure yapmasını emretti.Ve az bir müddet içinde sultanın arzusuna göre bir saray yapıldı. Sultan her sene Akdeniz sahillerine gider ve oradan dönerken bir müddet burada yaşar;eğlenir ve dinlenirdi." Sultan bu şehri yaptırdıktan sonra, bu toprakların saadeti ve umranı artmış, yeni vilayet kurulmuştur.Adalar yarım adalar muhteşem kasırlarla süslenmiştir.Bundan sonra Kubadabat, Türkiye Selçukluları' nın ikinci derecede başkenti işlevini üstlenmiştir.

1240'da Baba İshak İsyanı sırasında 2.Gıyaseddin Keyhusrev Kubadab'a kaçmış ve orada bir adada kalmıştır.Anadolu'da çok sevilen Mübarizeddin Armağan Şah'ı da isyan bastırmakla görevlendirmiştir.Armağan Şah Amasya'ya ulaşıp, isyanı bastırmışve Baba İshak 'ı öldürmüştür.Bunu öğrenen bazı Baba İshak yanlısı asiler Armağan Şah'ı şehit etmişlerdir.Dışarı şehirdeki en eski mahalle ve oradabulunan bir cami Armağan Şah'ın adını taşımakta olup bu eser Cuma Camii olarak bilinir.

Gıyaseddin Keykubat devlet adamlarının birer birer ortadan kaldırılması ve sıranın kendisine gelmesi üzeine çok inandığı hassa kölesini gizlice Sivas Sülbaşısı Hüsamettin Karatay'a göndererek bu önemli meselenin çözümü için derhal gelmesi bildirilmiştir. Hüsamettin Karatay Kudabaadab'a giderken Saddetin Köpek saraydan ayrılırken kendisine hürmet gösterir durumda olanlar üzerine saldırmışlar.Bayraktar Togan kılıcı ile Saddetin 'i öldürmüştür.1258'de ise Sultan Keykavus Hülagü'nün gönderdiği elçileri Kubadaabad'da kabul etmiş ve terslemiştir.Bu olay Moğol zulmünün daha da artmasına yol açmıştır. Moğolların desteğini alarak sultan olan 4.Kılıçarslan , Türkmenlerin sert tepkisiyle karşı karşıya kalmıştır.Bu gelişmelere paralel olarak Beyşehir'de de Eşrefoğulları etkili olmaya başlamıştır.

 Bu arada 13. yüzyılda yaşamış tıp alimi BEY HEKİM'in de Beyşehirli olduğu yönünde iddialarıda hatırlamakta fayda vardır.

Osmanlılar ele geçirmek istedikleri beylikleri öncelikle çatışmaya girmeden diyalog yoluyla almaya çalışmışlardır. Bu siyaseti büyük ölçüde başarıyla uygulayan Osmanlıların Anadoludaki en ciddi rakibi Karamanoğulları olmuştur. Bu sebepten olsa gerek Beyşehir, bu iki devlet arasında sık sık el değiştirmiştir. Osmanlıların yöreye yönelik ilk ciddi adım Sultan 1.Murat dönemine rast gelir.Sultan Muratbüyük oğlu Yıldırım Beyazıt ile Germiyan hükümdarı Süleyman Şah'ın kızı Devlet Hatun'un nişanları yapıldı ve az sonra da düğünleri oldu. Süleyman Şah, kızının çeyizi olarak;

Kütahya,Tavşanlı,Emiz(Eğriöz),Simav şehir ve kasabalarını Osmanlılar'a terk etti.Sultan Murat oğlunun düğünü münasebeti ile davetli olan Hamitoğlu Hüseyin bey tarafından hediyelerle gönderilmiş olan elçiye Hüseyin Bey'e ait bazı yerleri kendisine satılmasını söylemiş ve Hamitoğlu'na da o yolda haber yollamıştı.Beyazıd'ın düğününden sonra Kütahya'ya gelen Sultan Murad'ın kendi üzerine geldiğini zanneden Hüseyin Bey, Akşehir,Yalvaç,Beyşehir,Seydişehir,Karaağaç ve rivayete göre Isparta 'yı 80,000 altın mukabilinde sattı. Bu gelişme sonrası Beyşehir ilk kez Osmanlı hakimiyeti altına girmiş oldu.

1.Murad'ın Rumeli'de fetihle meşgul olduğu bir sırada Karamanoğlu Alaeddin Bey Beyşehir'i ele geçirir.Buna çok kızan Sultan Murat Karamanoğulları üzerine yürür ve Konya Kalesi içinde Karaman kuvvetlerini sıkıştırır.Ancak 1. Murad'ın kızı ve Alaüddin Bey'in de eşi Melek Hatun babasından kocası adına af diler.Ayaklanmayı bastıran 1. Murat, kendi hakimiyetini kabul eden damadını bağışlar. Sultan Murad'ın 1389'da Kosova Savaşın'da şehadeti üzerine, Alaüddin bey yeniden Beyşehir'i ele geçirir.Bir süre sonra bölgeye gelen Yıldırım Beyazıt Beyşehir'i geri alır. Çarşamba Çayı sınır olmak üzere antlaşma yapılır ve bölgenin yönetimi Osmanlılara geçer.

Timur istilası sonrası Karamanoğlu Nasiruddin Muhammet Bey, Bursa'ya kadar ilerlemiş ve şehri 1413'te ateşe vermiştir. Osmanlılar Kastamonu hakiminin oğlu Kasım Bey'in de yardımını temin ile Akşehir, Beyşehir ve Seydişehir'i geçerek Konya'da Karamanoğullarını yendiler.Bir süre sonra Karamanoğulları Beyşehir ve Seydişehir'e yeniden saldırır.Bu gelişme üzerine Anadolu Beylerbeyi Beyazıt Paşa sefere çıkar ve Karamanoğlu Mehmet Bey'i ele geçirir.

Karamanoğulları 1428'de Macarlarla anlaşarak Osmanlı topraklarına yeniden saldırmış ve İbrahim Bey, Beyşehir'i işgal etmiştir. Bu gelişme üzerine harekete geçen 2.Murat 1437 baharında Karaman kuvvetlerini mağlup etti ve Beyşehir yeniden Osmanlı topraklarına dahil oldu.İbrahim bey 1443'te Beyşehir'i tekrar ele geçirmek istediyse de 2.Murat'ın bölgeye gelmesi üzerine geri çekilmek zorunda kalır.

Görüldüğü gibi Karamanoğulları beyliği Osmanlı devletini hep rahatsız etmiştir.Devletin sınırlarını batıya genişletmek isteyen 2.Mehmet de öncelikle anadoludaki bu meseleyi çözüme kavuşturmak istemiştir.

2.Mehmet ordusuyla Akşehir ve Beyşehir üzerine geldiği zaman Karamanoğlu İbrahim Bey,Ermenek yakınlarındaki Taşeli'ne çekilmiştir.Daha sonra da ulemadan Molla Veli adında birini oraya koyarak barış istemiştir.Ilgın sınır sayılarak; Akşehir, Beyşehir ve Seydişehir yeniden Osmanlı Devletine geçmiştir.Daha sonra Karamanoğlu İbrahim Bey ölmüş, iki oğlu Pir Ahmet ve İshak arasında taht mücadelesi başlamıştır.Gelişmeleri takip eden 2.Mehmet , Pir Ahmet Bey'e yardım eder, O da yapılan yardıma karşılık Akşehir ile Beyşehir'i ve Sıklanhisarıyla Ilgın tarflarını Osmanlılara bıraktılar. Bir süre sonra tarihe Eflatunpınar Savaşı olarak geçen yeni bir gelişme yaşanır.Yusuf Mirza komutasındaki Akkoyunlu kuvvetleriyle karamanoğulları Karaman ilini aldıktan sonra Akşehir'e daha sonra Bolvadin'den geçip Beyşehir yakınlarındaki Kıreline gelmiştir. Burada Şehzade Mustafa ve Anadolu Beylerbeyi Davut Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu galip gelir.Yusuf Mirza yakalanır ama Pir Ahmet Bey kaçar ve Uzun Hasan'a sığınır.

Yukarıda yaşanılan olaylara rağmen Karaman artık Osmanlı Devleti'nin eyaletlerinden biri konumuna gelmiştir.Bu beyliğin tamamen ortadan kalkmasıyla birlikte Beyşehir de Karamanoğulları ve Osmanlılar arasında el değiştirmekten kurtulup, Osmanlı Devletine dahil olmuştur.

Bu döneme dair üzerine durulması gereken bir diğer nokta da söz konusu mücadeleler bağlamından ve belki de başka bazı faktörlerin de katkısıyla bölgeden Rumeli'ne göç eden Türk aşiretleri ile ilgilidir.2. Murad ve özellikle de Fatih zamanında; Karaman, Konya ve Ankara civarından giden bu insanları,Konyar Türkleri adıyla anılan Türkler olduğu sanılmaktadır. İşte bu gelişmelerin bir parçası olarak Beyşehir çevresinden de Rumeli'ne gidenler olmuştur.Esasen bu meselede başlı başına bir araştırma konusudur.


          Beyşehir İlçesi; Konya İlinin Akdeniz kesiminde Göller Bölgesinde ve Orta Toroslar arkasındaki kısımda yer almıştır. İlçeye doğudan Konya Merkezi, Seydişehir İlçesi, batısındaki Şarkikaraağaç, Eğirdir, Sütçüler ilçeleri, Kuzeyde Ilgın ve Doğanhisar İlçeleri ile Hüyük İlçesi, güneyde Seydişehir İlçesi kuşatmıştır. En güney kısmında 65 km uzaklıkta olan Akdenizden duvar gibi yükselen Toros Dağları ile ayrılmaktadır.

          Beyşehir, güney ve batısında Toros sıra dağları, doğusunda Erenler, kuzeyinden Sultan Dağları ile çevrili bir kapalı havza durumundadır. Bu havzaya ortasındaki 651 km2' lik alandaki Beyşehir Gölü ayrı bir özellik vermektedir. Güney ve batısındaki Toros dağları muhtelif isimler altında bir yelpaze gibi açılırlar. Kartos, Dedegöl, Dumanlı ve Naldöken tepeleri belli başlı silsilelerdir. En yüksek yeri Anamas dağları üzerinde bulunan 2890 m. yüksekliğindeki Dippoyraz Tepesi'dir.

          Gölün tesiri ile bölge iklim yönünden etkilenmekte, gölden uzaklaştıkca Orta Anadolu iklim şartları kendisini hissettirmektedir. Göl civarı, çam, sedir, ardıç, köknar ve meşe ağaçları ile orman halindedir.
          İlçenin iklimi Akdeniz ve İçanadolu İklimi arasında iklim olup, yazları kısa ve serin, kurak, kışları ise soğuk geçmektedir.
 

           BEYŞEHİR GÖLÜ :

          İlçe yüzölçümünü 1/4'ünü (651 km2) ile Türkiye'nin 3. büyük gölü olan bu göl teşkil eder.Gölün denizden yüksekliği 1116 m.dir. Eni 10-25 km arasında değişiklik gösterir.Kuzeybatı ve Güneydoğu doğrultusunda uzanan 42 km boyundadır. Tabii bir göl durumunda olan Beyşehir Gölü'nün suyu tatlıdır.Yer altında Manavgat Çayı ile Akdeniz'e ulaşır.Toroslardan akan yağmur ve kar sularından ziyade, gelirinin büyük çoğunluğunu yeraltı su kaynakları oluşturmaktadır.

 
Beysehir Gölünden bir görünüs
 
            ANAMAS - KARAGÖL :

           Anamas Dağı üzerinde, Kurucuova Kasabasının 15 km güney - batısında 2500 m yükseklikte, 15 dekar alanlı bir krater gölcüğüdür. Zirvenin eteğinde göllenmiştir.
            Karagöl'ün bati yakasındaki sarp kayalıklarda yaz - kış kar ve buz eksik olmaz. Ormanlar ve bölge ise daha aşağıda kalır. Çevre köylerin dilek ve adak yeridir.Efsaneler karışmıştır.Bu yöreye has güller, dağa da Dedegül adini verdirmiştir.

            GURUP (GÜNBATIMI) : 
 

          Gün batarken güneş soyunup mavi gölde yıkanır.Eger gün batisini Beyşehir'den izliyorsanız karsıda Anamas Ormanlarında yangın çıkmış, Gölü tutuşturmuş da Göl yanıyor sanırsınız.Göl suları kızılın yüzlerce ışıltısı ile rengarenk kesilmiştir.Bu nedenledir ki Beyşehir Gölü Gurubu, renk ve batış süresi yönlerinden dünyada, birinci derecede gurublardan sayılmaktadır.Gurubu Beyşehir'den seyretmeye ne dersiniz?
 
 Beyşehir Gölü'nde gün batimi

            BEYŞEHİR BELEDİYESİ

          Eski bir idare merkezi olan Beyşehir'de Belediye Teşkilatının kurulusu 1872 yılında olmuştur.Cumhuriyetten bu yana halen 21. Belediye Başkanı görev yapmaktadır. 1998 bütçesi 1.200.000.000.000. TL'dir.Beyşehir Belediyesine ait imar planı 1200 hektar olup şehir merkezi nüfusu 43.000 toplam nüfusu 106.000'dir.

          Bölge Belediyesi olan Belediyemiz bir çok binaya sahip olup, yeni kurulan asfalt şantiyesi ile bölgenin asfalt, kaldırım ve parke ihtiyacını karşılamaktadır.Yeni su Arıtma Tesisleri ile de 2050 yılına kadar içme suyu ihtiyacı karşılanmıştır.Güçlü bir makine parkına sahip olup, 78 memur ve 142 işçi ile hizmet vermektedir.

 
 Beysehir Gölü Milli Parki
 
 
 
            TARİHİ ESERLER


1.Lükyanus Anıtı, Fasıllar Atlıkaya Kabartması
2.Kız Kalesi
3.Eflatun Pınar Anıtı
4.Kubadabat Sarayı
5.Eşrefoğlu camii
6.Eşrefoğlu Türbesi
7.İsimsiz Türbe
8.Beyşehir Köprüsü
9.Beyşehir Kalesi
10.Tas Medrese
11.İçerişehir Hamamı
12.Bedesten
 
            LÜKYANUS ANITI, FASILLAR ATLIKAYA KABARTMASI :
         

          Fasıllar Köyü : Beyşehir'in 18 km. doğusundadır. Bizans devrine ait bir çok eserleri kapsayan Misthia Kenti Harebeleri buradadır. Bunlardan ayrı Hitit-Roma ve Bizans devirlerine ait eserler vardır. Burada Hitit Anıtı, Likypanus Anıtı, Bereket Anıtı ve Dieskuhlar adlı anıtlar da bulunmaktadır.
          Bayırdan 8 m kadar yükseklikteki dik bir kayanın üzerine oyulmuş 1.85 m boyunda eşinen bir at kabartmasıdır. Fasıllar ani ve örenleri, tarihi bir açık hava müzesi gibidir. Köy Hitit dönemi Mistia kentinin yerindedir. Beyşehir sancağının altı kazasından biri olan Göcükebir de burada kurulmuştur.
          Ayrıca, bu yörede Diyeskurlar Anıtı ile Bereket Anıtı, Kapıkaya, Erler Kayası, Gavurmesedi, Cevizler, Oğuzlar Hamamı, Sulu in, Yerebatan Çeşmesi gibi ören ve kalıntılar bulunmaktadır.

 
Lükyanus Anıtı - Fasıllar Atlıkaya Kabartması
 
 
Fasıllar - Kral Mezarları

            KUBADABAT SARAYI:

          Kubadabat Sarayı Beyşehir'in batısında ve Beyşehir Gölünün güneyinde Gölyaka Köyünün 1.5 km. kuzeyinde sahildedir. Yazın Beyşehir Gölünün güneyinde her çeşit vasıta ile gidilebilir. Beyşehir'e uzaklığı 60 km.dir. 1. Alaaddin Keykubat tarafından inşa ettirilmiştir.


Kubadabat Sarayı 

            KIZ KALESİ :

          Kubadabat karşısında göl içerisinde bir kaya üzerine Alaaddin Keykubat tarafından harem dairesi olarak inşa ettirilmiştir.
         Manyas kus cennetinden sonra yurdumuzun 2. kus cenneti durumunda olan Kız Kalesi Adası, Anadolu Selçuklularının yazlık Başkenti olan Kubadabat'ın Haremliği ve tersaneliği idi. Bu kaleden geriye, harçlı duvar yıkıntıları, sur ve saray kalıntıları kalmıştır.
5 dekarlık bu tarihi adada 210'dan fala kus türü barınmaktadır.

Beyşehir Kız Kalesi
 
 
            EFLATUN PINARI (Hitit Çeşmesi) :

          M.Ö. 1300-1200 yılları arasında yapılmış kutsal bir Hitit anıtıdır. Lahit taşına işlenen tanrı kabartmaları ile süslüdür. 7 metre eninde 4 metre yüksekliğinde bu abide 14 muazzam taştan ibarettir.

Eflatun Pınarı - Hitit Anıtı
 
 
 
            ESREFOĞLU CAMİİ :

          Eşrefoğlu Camii Camii kale ile sarıldığı için içeri şehir denilen yerde ve aynı adı taşıyan mahallededir. Cami kuzeyden güneye doğru uzanmış dikdörtgen bir plan üzerine yapılmıştır. Kuzey kapısından başka doğuya ve batıya birer kapısı açılır. Yapıda bir çeşit kumlu taş kullanılmıştır. Selçuklu Hakanı Sultan Sancar'ın emri ile 1134 yılında yaptırılmış, Eşrefoğlu Süleyman Bey tarafından 1297-1299 yılları arasındabugünkü şekliyle yeniden inşa ettirilmiştir.
          1297 - 1299 yılları arasında Esrefoğlu Süleyman Bey'in yaptırmış olduğu bu essiz camii; Esrefoğulları toplu yapıları içinde yer almaktadır.Anadolu'da ağaç, çatı ve direkli düz tavanlı ulu camilerin en büyüğü ve en görkemlisi olan Esrefoğlu Camii; Anıtsal taç kapısı essiz mihrap ve minberi, üstün ağaç ve çini isçiliği yönünden bir Türk ağaç camii - müzesi gibidir.Mihrabı 4.58 m en, 6.17 m yüksekliği ile Konya çevresindeki bütün çinili mihraplardan daha büyüktür.

 
Beysehir Eşrefoğlu Camii Dış Görünüş
 
 
Beysehir Eşrefoğlu Camii İç Görünüş
 
 
 
            EŞREFOĞLU TÜRBESİ :

            Şerafettin Süleyman Halil Bey tarafından kendi adını taşıyan caminin doğu duvarına bitişik olarak yaptırılmıştır (1301). Selçuklu türbelerinin son örneklerinden biri olup görülmeye değer güzelliktedir. Sekizgen gövde üzerine kesme taşla yapılmıştır. Dışarıdan konik bir çatı ve içten kubbe ile örtülüdür. Türbenin içine bakıldığında zemindeki üç sanduka dikkati çeker. Cesetlerin esas yeri ise türbenin hemen altındaki mahzendedir. Buraya türbe kapısı önündeki merdiven ile inilen ikinci bir kapıdan girmek mümkündür. Yusuf Akyurt'un bu bölümle ilgili tespiti şöyledir: '' Cesetler tahnit edilmiş ise de şimdi ecdadı mahnutadan eser kalmayıp iskana üzerinde yalnız dört adet kafa ve bir yığın kemik mevcuttur ''.

            Eski Türkler cesetleri tahnit ederlerdi. Bu mumya sanatına balsanlamak derlerdi. Şimdi biz yeniden türbenin içine dönelim ve bu noktada Ömer Tekin'in aktardığı bilgilerden faydalanalım: '' Türbenin içinde üç kabir vardır. İkisininki sağ ve soldakilerin üzerinde o günün giyiniş tarzı olan mahruti kavuklara nazaran erkek kabri olduğu anlaşılıyor. Halk arasında dolaşan rivayete nazaran sağdaki kavuklu kabir Süleyman Bey'e soldaki oğullarından birine ortadaki kabir Süleyman Bey'in karısı Sultan Hatun'a aittir. Kabirlerin üzerinde yazı yoktur. Bu sandukaların eskiden çini kaplı olduğu da söylenmektedir.

            Türbenin kuzey ve güneye açılan ikişer penceresi dışında camiye açılan bir penceresi daha vardır. Vakıflar Genel Müdürlüğü bu güzel yapıyı 1965'te restore etmiştir. Ne var ki restorasyon sırasında yapılan konik çatının eserin orijinal halini yansıtmadığı görüşünü savunanlar da konik değil köşeli (piramit gibi) bir çatı ile örtülmeliydi demektedir.

 
Eşrefoğlu Türbesi
 
            İSİMSİZ TÜRBE :

            Osmanlıların hakim olduğu dönemde yapılmış olup halk arasında Araplar Türbesi olarak da bilinir. Kitabesinden anlaşıldığı kadarıyla miladi 1561 tarihinde yapılmıştır. Eşrefoğlu Süleyman Bey Türbesi'nin 1.80 m. kuzeyindedir. Kare planlı türbenin kubbesi yoktur. Muhtemelen daha önce yıkılmış olmalıdır. Muntazam kesme siyahımsı taştan yapılmıştır. Kapısı doğuya açılır. İçten içe 3.90x3.90 metre ebadındadır. Doğuya, batıya ve kuzeye birer dört köşe penceresi ve bir de cüz ağzı açığı vardır. 0.80 metre eninde ve 1.60 metre yüksekliğindeki yekpare kemerli kapısının üzerindeki mermerde bir kitabe vardır. Kitabenin üzerindeki tarih miladi takvime göre 1561 (H. 696) yılını göstermektedir.

            Burada caminin içine 1568 (H. 976) yılında ahşap müezzin-mahfili yaptıran Mustafa Bey'in babasının gömülü olduğu da iddia edilmektedir. Bu iddianın hareket noktası olan kitabede de şu ifadeler vardır : '' Mustafa bey ki sahib-ül hayrat, pederidir veziri sultani... '' .

İsimsiz  Türbe
 
 
           BEYŞEHİR KÖPRÜSÜ :

          1908 - 1914 yılları arasında, sonradan sadrazam olan Konya Valisi Avlonyali Ferit Pasa tarafından Anadolu Osmanlı Demiryolu ortaklığına yaptırılmıştır.Köprü; regülatör - baraj sistemi olarak yapılmıştır.Tas köprünün uzunluğu 40.70 m, eni 6.35 m.dir.Batısında 14 sütün üzerine oturan 15 gözlü köprü üstü kemeri vardır.

Beyşehir Köprüsü
 
 
            BEYŞEHİR KALESİ :

          Beyşehir Kalesi, gölün güney doğu köşesinde eski Beyşehir Çayının şimdiki kanal köprüsünün yakınındadır. Kalenin bir kapısı ile bilhassa göl etrafındaki bazı duvar kalıntıları kalmıştır.

Beyşehir Kale Kapısı
 
 
            
            TAŞ MEDRESE :

          Beyşehir ilçesinin İçerişehir mahallesindedir. Hamam, Selçuklu Hamam mimarisinin günümüze ulaşabilen güzel bir örneğidir.

Beyşehir Taş Medrese
 
Beyşehir Taş Medrese
 
 
Beyşehir Taş Medrese
 
 
 
 
 
            İÇERİŞEHİR HAMAMI :

          Beyşehir ilçesinin İçerişehir mahallesindedir. Hamam, Selçuklu Hamam mimarisinin günümüze ulaşabilen güzel bir örneğidir.

          Hamamlar anıtsal su mimarisini oluşturan sivil yapılardır. İslam mimarisine hamam yapılarını kazandıran Türkler; bu yapıları inşa ederken sadece temizlik işlevini gerçekleştirmek için değil, mimari estetiği de ön plana almışlardır. Alçı kabartma, renkli tuğla, mozaik ve fresko gibi tekniklerle insan, hayvan, yazı ve geometrik süsleme amaçlı kullanmışlardır. Yukarıda özellikleri sıralanan hamamlardan bir tanesi de Bedesten'in batısındaki çifte Hamam olup, Büyük Hamam olarak da bilinir. Eşrefoğlu Süleyman Bey Camii kitabesine bakılarak ön üçüncü yüzyılın sonlarında yapıldığı tahmin edilmektedir. Günümüzde bakımsızlıktan harap halde duran eserin duvarları su taşıyan kürklere kazılmış, kesme taşlar yapıdan sökülerek başka yerlerde kullanılmıştır.

          Dahası deposunun içi moloz ve toprak dolu olduğundan; külhan, kazan ve cehennemlik hakkında doyurucu bilgi edinemiyoruz. Hamamın kadınlar için hizmet verdiği sanılan diğer ana kısmı halen toprak altındadır. Bugün hamama doğu kapısından girilmekte olup, dışarıya oranla iç kısım kısmen temiz durumdadır.
 
 
 
Eşrefoğlu Hamamı
 

            BEDESTEN :

           Hamamın karşısındadır. 1451 yılında Osmanlılar tarafından kapalı çarşı olarak yaptırılmıştır.

 
Bedesten
 
 
 
 
 
 
 


  Editör :  Beyşehir İlçe Tarım Müdürlüğü

 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 14 Puan Verildi
9629 Kişi Tarafından Okundu.

Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 

 Duyuru
 Köşe Yazıları

Nurettin KARŞIYAKA

Nurettin KARŞIYAKA ¬
Beyşehirin Tarımsal Yapısı

Hamit BAĞCI

Hamit BAĞCI ¬
ÜlkemizdeTarım Makinalarının Kullanımı

Süleyman KUYUCUOĞLU

Süleyman KUYUCUOĞLU ¬
Testereli Arılar ve Zararları

İsmail ÜNÜVAR

İsmail ÜNÜVAR ¬
Yazı Eklenmemiş

Ergun ERSEN

Ergun ERSEN ¬
Yazı Eklenmemiş

Mehmet KAYA

Mehmet KAYA ¬
Yazı Eklenmemiş

Necip Fazıl ÇİMEN

Necip Fazıl ÇİMEN ¬
Yazı Eklenmemiş

Ali IŞIK

Ali IŞIK ¬
Yazı Eklenmemiş

Ömer ÇAMOĞLU

Ömer ÇAMOĞLU ¬
Tohum İlaçlaması

Sinan AKKUŞ

Sinan AKKUŞ ¬
Tarımsal Kalkınma Stratejileri - 1

Bülent BAĞLAMA

Bülent BAĞLAMA ¬
Meyve ve Sebzelerde Sulama

Mustafa YERLİKAYA

Mustafa YERLİKAYA ¬
Ekim ve Dikim Makinaları

Bayram ÖZDEMİR

Bayram ÖZDEMİR ¬
Yazı Eklenmemiş

Mehmet ÖZET

Mehmet ÖZET ¬
Yazı Eklenmemiş

Mehmet PALAZ

Mehmet PALAZ ¬
Yazı Eklenmemiş

Cengiz ÖZEL

Cengiz ÖZEL ¬
Yazı Eklenmemiş

Şaban Seren

Şaban Seren ¬
Yazı Eklenmemiş

Ayhan GÜRLER

Ayhan GÜRLER ¬
Yazı Eklenmemiş

Ahmet Akiz

Ahmet Akiz ¬
Yazı Eklenmemiş

Ercan Kocabaş

Ercan Kocabaş ¬
Yazı Eklenmemiş

Tunahan DOĞAN

Tunahan DOĞAN ¬
Yazı Eklenmemiş
 
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
ELMA İÇKURDU İLAÇLAMA ZAMANI GELDİ ELMA İÇKURDU İLAÇLAMA ZAMANI GELDİ
28-30 Temmuz 2013 itibariyle Elma içkurdu 2. döl için ilaçlama zamanı gelmiştir....
 
 Takvim

Temmuz 2014

Pts Sal Çrş Prş Cum Cts Pzr
1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 5
 Bugün : 43
 Dün : 52
 Toplam : 120078
 Ip No : 54.211.0.191
     

 
 Son Haberler
 
 Popüler Haberler
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 2.0919 2.0956
  Euro 2.8135 2.8185
 
 Hava Durumu



 
 Tarım Fuarları 2009



 
 Linkler


Ticaret Borsaları Ürün Fiyat Bilgileri

Türkiye'den Tarımsal Ürün Almak İsteyen Firmalar

 

Tarım web tv


 
 Beyşehir Linkler


Beyşehir Kaymakamlığı

Beyşehir Belediye Başkanlığı

Beyşehir Göl Gazetesi

Beyşehir'in Sesi Gazetesi

Beyşehir.Gen.Tr

Beyşehirliyiz.Biz

Beyşehir.Com.Tr

Beyşehirliyiz.Org

Beyşehir Meslek Yüksek Okulu

Beyşehir Milli Eğitim Müdürlüğü

Beyşehir Müftülüğü

Beyşehir Lisesi

Beyşehir Sağlık Meslek Lisesi

Beyşehir Anadolu Öğretmen Lisesi

Beyşehir İmam Hatip Lisesi

Beyşehir Öğretmen Evi

Beyşehir Devlet Hastanesi

Kurucuovalılar Kültür ve Dayanışma Derneği


 




 
 

   © Copyright - 2009- Beyşehir İlçe Tarım Müdürlüğü - Tüm Hakları Saklıdır.

İçerişehir Mahallesi 42700Beyşehir / KONYA

Tel: 0332 - 512 43 70 Fax: 0332 - 512 00 37

E-mail: konya.beysehir@tarimnet.gov.tr

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.

0,83 saniye.